13.11.2013

bir kez örersen hep örersin... şefkatle ilmek ilmek.. canıtın senin hızına gereksinimim var.. ve diğerleri bi de anılar elbet.. saime hanımlı anılar..



daha önce yazdığımdan eminim..
ama aradım taradım bulamadım nedense..
elbette bin tane uzay kirliliği yapıp bu kadar blog gezersem hangisine yazı olarak eklediği de unuturum..
bu bizim yazılar uzayda bi yerde duruyorlar değil mi..
nedense bana öyle geliyor da..

örgü maceramı anlatacağım madem ki örüyoruz.. anlatmak gerek bunu..
daha önce okuyanlar kusura bakmasın..
ama zaten ayar tutmaz bir kadın olarak.. asla aynı yazıyı aynı tarzda yazaman.. illa ki yeni eklemeler olacaktır..

saime hanım nakış hocası gün boyu ilmek saydır motif göster..
eh eve gelince de ihtiyaçlar için ör dik..
derken benim elim iş ve şiş tutar hale gelince..
her çocuğun eline tutuşturulan şiş bana verilmedi..

o örerdi..
hatta iki ergenlik krizimden birinde..
ben homurdanıp ağlayıp iç çeker..
kendi çapımda bir psikotik atak geçirirken onun saatlerce hiç ses çıkarmadan karşımda oturup örgü ördüğünü anımsıyorum..
bana içlik öryordu..
ısınmayan tarihi binanın katolik rahibeleri formalar bizi ısıtmaya yetmediği halde..
dıştan okul forması hırkası dışında bişeye izin vermediklerinden..
içten giyilen kolsuz sıfır yaka birşey örüyordu..
bir ihtimal o gece ördü bitirdi kadıncağız onu..

bana ördüğü bir de yeşil bir içliği anımsıyorum..
bir de..
o örerken benim sepetten çalıp..
bileğime takıp gezindiğim yün yumağını korumak için yapılmış pembe oval kutuyu..
yumal kirlenmesin diyeymiş..

ellerini yıkmasını sık sık..
örgü kirlenmesin diye..

abime ördüğü ilk çıkan moherlerden tüyü sarı üzerinde yeşil şeritler ve topa vuran bir futbolcu olan kazağı kıskanışımı..

sonra.. ilk ebrüli yünleri onlardan bana bir kırka ördüğünü..

ama ben hiç elimi atmadım örgüye..
bir başarısız girişimim var..
ilkokul yaze ortaokul çağlarında halamda kalmaya gittiğimde.. o öğretmişti..
eve geldim az örülmüş örgüm ve şişlerimle bir havayla yerleştim koltuğa ..
attım yünü boynuma..
doladım parmağıma.. diktim parmağı havaya..
aklımca saime hanımı etkileyeceğim..
beni görmesiyle o ne leylek gibi o parmak havada.. diye alıverdi elimden..
.kadın kısmının estetik olmasını severdi.
oturup kalkarken.. yrürken.. yemek yerken zarif görünsün severdi..
ve ben parmak leylek gibi havada her an birinin gözüne sokacakmışım gibi..
onu çok rahatsız etmişti..
mecbur kaldı yeni baştan elime tutuşturdu şişleri.. ip boyundan söküldü.. diğer ele verildi.. küçük parmakla yüzük parmağı arasına sıkıştırıldı ordan işaret parmağını yalayarak.. şişe doğru ilerledi yün..
doğru gerilim ipte.. fazla gerilim bende..
yeni öğrenilen tam da öğrenilememiş bir el işinin yeniden kalıplanması ve öğrenilmesi kastı ki vazgeçtim bu sevdadan okumak daha cazipti..

sonra örgü kazaklar moda oldu..
ve ben saime hanımın bir çocukluk arkadaşı olan..
normal insanların türkan teyze diyeceği ama benim türkoş dediğim güzel bir kadınla yün alışverişine gittim..
elle dergisi vardı o zamanlar bir kez daha bahsetmiştim..
ilk yemek deneyimlerim de ilk örgü modellerim de hep o fransızca elle dergileri sayesinde edinilmiştir..

o dergide.. fiche-tricot denilen bir ek vardı önde modelin fotoğrafı.. arkada tarifi.. koparılabilir sayfa..
onu kopardığım gibi türkoşla birlikte gittik aksu fabrikasına..
aynı renk yarım makarna denilen yünü bulmaz mıyım..ben elime şişleri gerçek anlamda alır almaz..
kendime manto örmeye kalkışmaz mıyı.. arka bölümde kocaman bir hayat ağacı.. önde de..
hem manto hem de motifli..
cesurmuşum..

türkoş hiç yorum yapmadı..
yüncü de yapmadı yorum..
doldurdu yünleri dergide verilen kilo kadar.. iki koca ambalaj yaptı yine geçenlerde bibliyomanyaklarda yazdığım okuma maceramda bahsettiğim ambalaj kağıtlarına sarıldı yünler.. tepelerine bir taşıma rulosu tutuşturuldu..
biz düştük yola.. eve geldik..
türkoş inmedi arabasından..
ben indim iki kocaman paketimle..
kapıyı açıp beni ve .. yünlerimi gören saime hanım..
hayal edin bir ..
kadın kapıyı açıyor.. karşısında kızı..
gözleri aşağı doğru kayıyor..
paketler..
o gözler.. canım.. yeşil mavi gri gözler..
gözüme dikiliyor ve tek bir cümle tıslanıyor..
“benden yardım isteyemezsin”...

anlaşıldı tasvip görmedi bizim büyük hayaller..
ama ben aldım önüme tarifi..
anlamaya çalışarak bir örüp bir sökerek..
üstelik zarif zarif dirsekleri açmadan parmağı dikmeden ..
ördüm..

saime hanım da girdi çıktı baktı tek söz etmedi..
ben de tek soru sormadım..
ve sonuçta..
manto bitti.. diktim giydim..
fakülteye gittim..

otobüste ayaktayım..
inmek için geçenler..
ilerleyelim beyler dendikçe ilerleyenler hep sıkışıklıktan..
alıyor gidiyor mantomun ucunu..
geri çekiştiriyorum..
gideceğim yere vardığımda..
dizlerimin altında biten manto ayak bileklerime ulaşmıştı.. =)
meğer uzarmış..
eve döndüğümde saime hanım..
işte bu yüzden dedi.. yerlere uzamış mantoma bakıp..
böyle ağır yünler örülürken..
beraberinde.. aynı renkte iplikle örülür.. o zaman sarkmaz..

master’s touch..
geç gelen..

ama takdir de etti tabii..
sonrasında ben hep ördüm..
cumartesi günleri iki şeye bakardım..
kitabım bitiyor mu..
örgüm bitiyor mu..
eğer birinden biri pazar günü idare etmeyecek kadar azaldıysa..
önce çarşıya gidiyordum..
biter bitmez devam ettirmek için..

çocukken koluma takıp şık hanım çantası niyetine dolaştırdığım pembe kutu kayboldu ben büyükken..
kırılmış atılmış olabilir..
hatta hafızamdan da çıktı gitti..

sonra bir gün.. saime hanım meleklerin arasına yerleşip onaylamaz bakışlarının bana ordan atmaya başlayalı yıllar olmuşken..
gittigidiyor sitesinde gördüm..
görür görmez .. tanıdım.. hemen aldım…
kirloştu.. sapları daha da kirloştu.. ama benim çocukluğumdan kalmaydı..
temizledim koydum yünlerimin arasına..
henüz uygun pembe renkte bir sap takamadım fotoğraftaki o üç deliğin nedeni o ..
deliklerin ikisinden saplar çıkıyor.. üçüncüden yün..

sonra bir süre örgü çıktı hayatımdan..
geri geldi gene çıktı..
örmesem bile her yıl.. yeni yünler.. sepete konup en sevdiğim koltuğun yanında yerini aldı..
çocuks küçükken daha keyifliydi sanki..
hele bir iki güneşli kazak öyküm var ki o tamamen ayrı bir konu.. =)
bir süre öremediğimde motivasyon olsun diyerek..
örgü olimpiyatlarına bile katılmışlığım var.. =)

şimdi yine örüyoruz..
şefkatle ilmek ilmek.. buzları eritiyoruz..
sizlerin sayesinde..
eğer kaçırdıysanız konuyu.. lütfen buraya bir tık =)...
yabancı dilde çok sevdiğim bir kalıp var..
“once a… always a.. “ aslı hû nesli hû’nın karşılığı aslında..
ama burda boşluklara dilediğin sıfatı sözcüğü ekleyebiliyorsun..
işte ben de.. ekledim..
“once a knitter.. always a knitter”..


Image Hosted by ImageShack.us

2 yorum:

Ece dedi ki...

Nurlarda yatsın Saime hanım..Hatırlıyorum o mantonun hikâyesini. Oğlak azmetti mi yapar, inadından sormaz da üstelik.

O yumaklığın mavisi de bizde vardı-Singer vermişti.Altında da tığ ve şiş ölçüleri için delikler vardır.

Ona kordondan sap lâzım şimdi-orijinali öyleydi..

Kolay gelsin. Ben moladayım hâlâ.Ama yetiştiririm evelallah :)

MAVİANNE dedi ki...

annem güzel örer ama ben elime pek şiş almış biri değilim
ben de bu etkinliğe katılmayı çok isterim
sanırım adresler facebook sayfasında akşam oradan alayım