saime hanım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
saime hanım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23.02.2014

saime hanım usulu patates kalyesi bildiğin kalye aslında.. ve sebze çorbası.. ve çekirdek ve bir pazar günü..

sabah sandviçle geçirdi çekirdek..
sandviçi ben yaptım..
iki dilim çok tahıllı ekmek arasına..
diyet peynir salam çıtır çıtır ince dilimlenmiş  salatalık..
 ve kıvırcık yaprağı.. o da çıtır çıtır.. 
yanına da portakal suyu..

bi süre sonra..
sandviçi hazırlarken ben kahvaltı etmemiştim çünkü ..
acıktım..
 ve tavada tost yaptım kendime.. önce reddeden çekirdek..
kokudan olsa gerek ondan da istedi..

sornra ben kitap kapladım kitaplık düzelttim.. 
o test çözdü ders çalıştı..
derken benim işim bitti.. kahve konyak derken o da duşa girdi ve kuaföre gitti..
iki öğün hamur yedirdim çocuğuma..
akşam iyi ve hafif beslenmek gerekiyor o zaman..
erken bir akşam yemeği çorba yapayım dedim..

ama hiç malzeme yok..
 üstelik dışarı çıkasım da yok..
bir soğan soydum o kadar..
kaldı elide soğan kursağımda heves..  
sonra aklıma geldi..
çorba için karışık kurutulmuş sebze almıştım migrosun organik reyonunda..
onları ıslattım.. sonra haşladım ve azcık tereyağı azcık zeytinyağı  ve un  ile miyane (meyane) yaptım...



elimde bir soyulmuş soğan kaldı..
derken aklıma..
saime hanımın patates kalyesi düştü..

neyse ki patates vardı evde..
saime hanım sade pişirirdi uğraştırmayacak doğru pişmiş ve lezzetli yemekler sultanı idi..

hemen soğanı kabaca doğradım..
zeytinyağı ve bir avuç su ( yağı çekmesin soğanlar) 
 ile bi çimdik tuz (suyunu salsın soğanlar) ekleyip altını kısıp oturttum tencereyi kapağı kapalı olarak..

o arada soydum patatesleri..

patates alırken hep aynı şekil ve boyda olanları secerim.. oval ve orta boy..
soyduğumda bir grup anaokulu çocuğu gibiydiler neşeli ..
onları halka halka kestim.. küçük parmağım kalınlığında dilimlerim oldu..
suya koydum yine biraz tuz ekleyerek..

o arada soğanlarım helmelenmiş.. nefis bir koku çıkmaya başlamıştı..
şeffaf ve berraktılar..
hemen kıymayı ekledim.. hem de buzluktan aldığım tuğla şeklinde..
kapak kapalı olarak ara ara tuğlayı çevirerek..
sonunda bütün tuğla çözülünce.. etin suyu .. soğanın suyu hepsi uçana dek..
piştiler.. artık orta ateşte idiler..
soğanın kokusu ve tadı kymaya iyice işledi..
ve şimdi bir tane ufak kutu  domates püresi ekleme zamanıydı..
ben.. salça sevmem kullanmam..
domates püresi tam bana göre o yüzden..
bir kesme şeker..
bunu eklerken hep domatesin ekşiliğini almak için derdi.. saime hanım ..
onlar da kaynama haline gelince kaynar su ekledim üzerine ve sonra patateseri muntazam dizdim.. 
suyu sonradan koyunca patateslerin üzerine bulaşıyor kıyma.. 
şık olmuyor..
sonra hiç açmadan kapağı..
ve hiç karıştırmadan..
arada bir bıçağın ucunu en üstteki patatese saplayarak kontrol ettim piştiler mi diye..
bıçak rahatça girince..
kapadım altını da kapağı da..

meyanemi biraz sütle sonra da haşlanmış sebzelerin suyuyla pişirdim biraz sonra çorbaya karıştırdım..
bir taşım kaynayınca onu da kapadım..


kalyenin yanına cacık gider dedim..
yoğurdu bir porselen çanağa aldım..
tel çırpıcı ile çırptım..
bir tutam tuz..
biraz süt ekledim..
sonra iri rendelediğim salatalıkları ekledim..
suyunu sonra ekliyorum..
herkes aynı kıvamda sevmez ben mesela.. koyuca severim.. diğerleri suluca..

çekirdek o arada kuaföre gitmişti.
beni mutfakta görünce kola alıyim diyerek..


tevenin karşısına iki kişilik bir sofra kurdum..
ve çok keyifle saime hanımdan yemek pişirmekten 
pratikten.. zamandan.. benim çekirdek için bir yemek defteri hazırlamamdan..
ama doktor yazısıyla yazmamamdan ..
lezzetten ve özenden söz ederek yedik..

pese: bu kurutulmuş sebzeleri çok beğendim ben.. kolayca hazırlanıyor .. üzerinde gerçi unlu meyane tarifi veriyor ama bence..
bir avuç bulgur eklenir ve yoğutla yoğunlaştırılırsa da çok lezzetli olur.. 
azcık tavuk suyu ike duru bir konsome olarak da..

Image Hosted by ImageShack.us

13.11.2013

bir kez örersen hep örersin... şefkatle ilmek ilmek.. canıtın senin hızına gereksinimim var.. ve diğerleri bi de anılar elbet.. saime hanımlı anılar..



daha önce yazdığımdan eminim..
ama aradım taradım bulamadım nedense..
elbette bin tane uzay kirliliği yapıp bu kadar blog gezersem hangisine yazı olarak eklediği de unuturum..
bu bizim yazılar uzayda bi yerde duruyorlar değil mi..
nedense bana öyle geliyor da..

örgü maceramı anlatacağım madem ki örüyoruz.. anlatmak gerek bunu..
daha önce okuyanlar kusura bakmasın..
ama zaten ayar tutmaz bir kadın olarak.. asla aynı yazıyı aynı tarzda yazaman.. illa ki yeni eklemeler olacaktır..

saime hanım nakış hocası gün boyu ilmek saydır motif göster..
eh eve gelince de ihtiyaçlar için ör dik..
derken benim elim iş ve şiş tutar hale gelince..
her çocuğun eline tutuşturulan şiş bana verilmedi..

o örerdi..
hatta iki ergenlik krizimden birinde..
ben homurdanıp ağlayıp iç çeker..
kendi çapımda bir psikotik atak geçirirken onun saatlerce hiç ses çıkarmadan karşımda oturup örgü ördüğünü anımsıyorum..
bana içlik öryordu..
ısınmayan tarihi binanın katolik rahibeleri formalar bizi ısıtmaya yetmediği halde..
dıştan okul forması hırkası dışında bişeye izin vermediklerinden..
içten giyilen kolsuz sıfır yaka birşey örüyordu..
bir ihtimal o gece ördü bitirdi kadıncağız onu..

bana ördüğü bir de yeşil bir içliği anımsıyorum..
bir de..
o örerken benim sepetten çalıp..
bileğime takıp gezindiğim yün yumağını korumak için yapılmış pembe oval kutuyu..
yumal kirlenmesin diyeymiş..

ellerini yıkmasını sık sık..
örgü kirlenmesin diye..

abime ördüğü ilk çıkan moherlerden tüyü sarı üzerinde yeşil şeritler ve topa vuran bir futbolcu olan kazağı kıskanışımı..

sonra.. ilk ebrüli yünleri onlardan bana bir kırka ördüğünü..

ama ben hiç elimi atmadım örgüye..
bir başarısız girişimim var..
ilkokul yaze ortaokul çağlarında halamda kalmaya gittiğimde.. o öğretmişti..
eve geldim az örülmüş örgüm ve şişlerimle bir havayla yerleştim koltuğa ..
attım yünü boynuma..
doladım parmağıma.. diktim parmağı havaya..
aklımca saime hanımı etkileyeceğim..
beni görmesiyle o ne leylek gibi o parmak havada.. diye alıverdi elimden..
.kadın kısmının estetik olmasını severdi.
oturup kalkarken.. yrürken.. yemek yerken zarif görünsün severdi..
ve ben parmak leylek gibi havada her an birinin gözüne sokacakmışım gibi..
onu çok rahatsız etmişti..
mecbur kaldı yeni baştan elime tutuşturdu şişleri.. ip boyundan söküldü.. diğer ele verildi.. küçük parmakla yüzük parmağı arasına sıkıştırıldı ordan işaret parmağını yalayarak.. şişe doğru ilerledi yün..
doğru gerilim ipte.. fazla gerilim bende..
yeni öğrenilen tam da öğrenilememiş bir el işinin yeniden kalıplanması ve öğrenilmesi kastı ki vazgeçtim bu sevdadan okumak daha cazipti..

sonra örgü kazaklar moda oldu..
ve ben saime hanımın bir çocukluk arkadaşı olan..
normal insanların türkan teyze diyeceği ama benim türkoş dediğim güzel bir kadınla yün alışverişine gittim..
elle dergisi vardı o zamanlar bir kez daha bahsetmiştim..
ilk yemek deneyimlerim de ilk örgü modellerim de hep o fransızca elle dergileri sayesinde edinilmiştir..

o dergide.. fiche-tricot denilen bir ek vardı önde modelin fotoğrafı.. arkada tarifi.. koparılabilir sayfa..
onu kopardığım gibi türkoşla birlikte gittik aksu fabrikasına..
aynı renk yarım makarna denilen yünü bulmaz mıyım..ben elime şişleri gerçek anlamda alır almaz..
kendime manto örmeye kalkışmaz mıyı.. arka bölümde kocaman bir hayat ağacı.. önde de..
hem manto hem de motifli..
cesurmuşum..

türkoş hiç yorum yapmadı..
yüncü de yapmadı yorum..
doldurdu yünleri dergide verilen kilo kadar.. iki koca ambalaj yaptı yine geçenlerde bibliyomanyaklarda yazdığım okuma maceramda bahsettiğim ambalaj kağıtlarına sarıldı yünler.. tepelerine bir taşıma rulosu tutuşturuldu..
biz düştük yola.. eve geldik..
türkoş inmedi arabasından..
ben indim iki kocaman paketimle..
kapıyı açıp beni ve .. yünlerimi gören saime hanım..
hayal edin bir ..
kadın kapıyı açıyor.. karşısında kızı..
gözleri aşağı doğru kayıyor..
paketler..
o gözler.. canım.. yeşil mavi gri gözler..
gözüme dikiliyor ve tek bir cümle tıslanıyor..
“benden yardım isteyemezsin”...

anlaşıldı tasvip görmedi bizim büyük hayaller..
ama ben aldım önüme tarifi..
anlamaya çalışarak bir örüp bir sökerek..
üstelik zarif zarif dirsekleri açmadan parmağı dikmeden ..
ördüm..

saime hanım da girdi çıktı baktı tek söz etmedi..
ben de tek soru sormadım..
ve sonuçta..
manto bitti.. diktim giydim..
fakülteye gittim..

otobüste ayaktayım..
inmek için geçenler..
ilerleyelim beyler dendikçe ilerleyenler hep sıkışıklıktan..
alıyor gidiyor mantomun ucunu..
geri çekiştiriyorum..
gideceğim yere vardığımda..
dizlerimin altında biten manto ayak bileklerime ulaşmıştı.. =)
meğer uzarmış..
eve döndüğümde saime hanım..
işte bu yüzden dedi.. yerlere uzamış mantoma bakıp..
böyle ağır yünler örülürken..
beraberinde.. aynı renkte iplikle örülür.. o zaman sarkmaz..

master’s touch..
geç gelen..

ama takdir de etti tabii..
sonrasında ben hep ördüm..
cumartesi günleri iki şeye bakardım..
kitabım bitiyor mu..
örgüm bitiyor mu..
eğer birinden biri pazar günü idare etmeyecek kadar azaldıysa..
önce çarşıya gidiyordum..
biter bitmez devam ettirmek için..

çocukken koluma takıp şık hanım çantası niyetine dolaştırdığım pembe kutu kayboldu ben büyükken..
kırılmış atılmış olabilir..
hatta hafızamdan da çıktı gitti..

sonra bir gün.. saime hanım meleklerin arasına yerleşip onaylamaz bakışlarının bana ordan atmaya başlayalı yıllar olmuşken..
gittigidiyor sitesinde gördüm..
görür görmez .. tanıdım.. hemen aldım…
kirloştu.. sapları daha da kirloştu.. ama benim çocukluğumdan kalmaydı..
temizledim koydum yünlerimin arasına..
henüz uygun pembe renkte bir sap takamadım fotoğraftaki o üç deliğin nedeni o ..
deliklerin ikisinden saplar çıkıyor.. üçüncüden yün..

sonra bir süre örgü çıktı hayatımdan..
geri geldi gene çıktı..
örmesem bile her yıl.. yeni yünler.. sepete konup en sevdiğim koltuğun yanında yerini aldı..
çocuks küçükken daha keyifliydi sanki..
hele bir iki güneşli kazak öyküm var ki o tamamen ayrı bir konu.. =)
bir süre öremediğimde motivasyon olsun diyerek..
örgü olimpiyatlarına bile katılmışlığım var.. =)

şimdi yine örüyoruz..
şefkatle ilmek ilmek.. buzları eritiyoruz..
sizlerin sayesinde..
eğer kaçırdıysanız konuyu.. lütfen buraya bir tık =)...
yabancı dilde çok sevdiğim bir kalıp var..
“once a… always a.. “ aslı hû nesli hû’nın karşılığı aslında..
ama burda boşluklara dilediğin sıfatı sözcüğü ekleyebiliyorsun..
işte ben de.. ekledim..
“once a knitter.. always a knitter”..


Image Hosted by ImageShack.us