uçuşmalar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
uçuşmalar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28.08.2014

şiir prevent canıtın.. mavi gri..

bir enerjisiz ve keyifsiz geldim aksam eve..
baktım film izlemeye hazırlanıyor çekirdek..
arkadaşıyla..
dedim boş durmayayım..

yemek masasının tarafına modernleştirme çalışması bağlamında..
ev yapımı abstre resim hazırlığım vardı..
epeyce resim baktım ..

şurda görebilirsiniz..
hoşuma gidenleri pinledim..
tekniği okudum..

tuvali ıslatan var ..
önce birkat boyayan var..
üst üste ton gezdiren var..
ikat var..

benim isteğim biraz gri ..
biraz mavi.. 
biraz altın..

Leylak dalım istanbula geldiğinde..
onunla buluşmaya giderken çektiğim gün batımı fotoları ilham kaynağı yaptım..


içime sindirdim ..
aklıma kazıdım..

tuvalde renk hareketi  veremeyecek kadar beceriksizim..
o yüzden tuvallere bildiğin ahşap macunu ile hareket verdim..




sonra fotoğrafta iyi görünme kuralı 1/3 ü anımsadım..
onu da kattım..
ve..
önce inci beyazı 1 kat..




Q ıslakken rasgele siyahı enine sürdüm hoşuma gidene kadar ..
sonra petrol yeşili alpina..

kuralı yok..
rasgele fazla renkli olunca biraz daha beyaz..
hoşuma gidene kadar..

kuruyunca
sonra bulut olması gereken yerlere beyaz tutkal ile altın varak yaprak..
biraz da martının kanadına..




sonra kuruyunca fazlasını 
uçurdum varak yaprakların..



nasıl?

şu şiir geldi aklıma prévert'den
ne dersiniz imzalayabilir miyim ben de?

16.08.2014

ataletçe .. evi kolay kullanma ipuçları..

ev benim için çok  önemlidir..
sessiz mesajım..
sıcak besi yerimdir..
olduğunu gösterdiğim alandır..
doyar doyururum..

11 yıldır aynı adresteyim..

evime emlakçi sokak kapısını açtığı an..
gözüme ilişen arkadaki bahçeyi görünce aşık olmuştum..

oldukça harap haldeydi..
kaba inşaata kadar inip yenilemiştik..
evde o zamanlar seçtiğim herşey..
çalışan 2 çocuklu kadının yaşamını kolaylaştıracak ayrıntılardan örülü idi..

bu çok bilmişliğim yüzünden.
zamansızlığımıza rağmen..
bir mimara devredip..
kenara çekilemedik ev yapılırken..
hala 'aferin canım kendim' dediğim ayrıntılar var..
belki bir faydam dokunur diyerek..
basitçe anlatayım..

önceki evlerimde mutfaklarda hep baza kapakları vardı..
hani dolapların altında bacaklarını gizleyen kapakları söylüyorum..

pazar günü yumuş yumuş evimizde otururken..
birimiz yere bişey dökse..
o dökülen ille o kapağın altına sızar..
silmek için her çıkardığımda ..
bir çernobil ortamı.. bir deprem yeri karmaşası bulurdum..
ve gelsin büyük baza temizliği..
gitsin yumuş pazar keyfi..

oysa hafta içi sürekli yardımcı vardı..
ama kitabımda 'gördüğün dağınıklığı..
pisliği beklet..' yoktu..

böylece ne pazarlar derinleştirilmiş mutfak temizliği ile geçip..
hem yorulup hem ailenin her ferdinden fırça yediğim ..
ayrıca zaten söylenerek kendi kendimi de sinir ettiğimden..
bu evde baza kapağı yok..

mutfağı yapan firmanın tüm itirazlarına..
arkadaşların ama baza kapalı olunca daha şık oluyor demelerine karşın..
şık 'fırçalanmış metal' dedikleri hafif mat bacaklar var..
neden mat?
çünkü zamanla çizilecek .. o zaman baştan çizgili olsun..

o mat bacakları hala çok seviyorum..
sayelerinde sokak kapısından çıkarken başımı hafifçe eğip ..
dolapların altını taa en dibine kadar görebiliyorum..
no mor özel baza temizliği.. 
no mor gizli dağınıklık pislik..



ikinci kararım..
mutfak dolap kapaklarının dümdüz olması ..
her girinti çıkıntı zaman içinde kir tuzağı oluyor ..
ve hayat girintileri ince ince temizlemeye ayırmak için çok kısa..
kapaklar düz..
temizlik kolay ve kısa ..


üçüncü hayat kolaylaştırıcım..
elektrik düğmesinin yüksekliği..
dirseğimle açıp kapatabileceğim noktada..


işte mimarı kaçırtan isteğim ..
evin her odasına dirseğim'in yüksekliğini işaretlemem olmuş olabilir..

ama sen söyle..
ellerin yağlı tabaklarla dolu iken..
karanlık bir mutfağa girmek..
çok sıkıntılı değil mi blog?

kucağında uyuyan çocuğunla odaya girmek..
elinde kahve kupan ve kitabınla oturma odana girmek istermisin?
ben istemem..
tezgahın ortasına bişey bırakılmış mı?
hangi Lego ayağıma batacak ?..
kimin ortada bıraktığı yastığa takılacağım?..
 bilmek.. görmek isterim ..

bu yazi neden mutfaktan basladı..
bilmiyorum..
sanırım yıllardır bu fikirlerimi hala..
cok cinfikir buldugumdan..
sabah leke kedinin saskin bakislari altinda..
bin yıllık mutfağımın fotoğraflarını çekerken..
anımsadığım bir başka kolaylaştırıcıyı da paylasayım..
 oldu olacak..
 fotoda gördügünüz gibi derz rengı koyu..
elbette temizlik yapılıyor bizim evde de..
ama birilerinin döktüğü..
çay kahve meyvesuyu..
dahası zaman.. karartıp sarartamıyor derzleri..
çünkü zaten koyu renkteler..

işte iş sevmez keyifsever ataletin düşünme biçimi..
gereksinimlere yönelik çözümler..
sorunlara koruyucu tıp tadında önlemler..

evde değişiklik planlarken..
hiç unutmaman gereken şey.. 
alanları ..
kimin nasıl kullanacağı..
ve bu kullanımı..
 ve temizlik ve bakım gibi işleri.. en kolay nasıl yaparsın onu düşünmektir..
bunu buraya koyarsam kim ilk fırsatta devirir..
kim arkasına neyi süpürür?
düşüneceksin..

benim tavsiyem bir not defteri edinmen.. ve ay bu da ne sinir.. şöyle olsaydı keske..
dedigin her şeyi not et..
zira aşık olduğun bir eve ulaştığında..
gözün evinden başka bir şey görmeyecek..
aklından bunlar uçuuup gidecek..
çok geç olana kadar..
eve yerleşip ilk aksiliği..
o sinir olduğun şeyi yeniden burada da karşında bulana kadar..

gerisi.. renk model fiyat tamamen kişiye özgüdür..
onların heyecanına kapılmayıp..
bu tip basit düzenlemeler uzun vadede çok faydalı olur..

eğer bu kadın ya deli..
ya etrafındakiler deli..
demediysen henüz ..
yazacaklarım bu ve benzeri kıvamda olacak .. ..

28.10.2013

isyan yazısı.. düzenleme işi neden bu kadar uzun sürüyor...

her yıl herkesin yaptığını..
ama evdeki herkesin briktirme merakı nedeniyle biraz daha karmaşığını yapmaktayım..
dolap düzenleme.. yazlık kışlık..

çbnin mercedes ve vosvoslarla takıntısı var..
çocukluğundan taşır bunları yüreğinde..
hbç.. bizim evdeki son senesinde iken..
bir çant kapağı bir direksiyon bir motor kapağına takılan arma..
iki far filan geldi eve..
hbçnin takıntısı yok..
ama lütfetti odasında tuttu..
ama taşınırken götürmedi..
ben de buduarda durmayacak bunlar kavgası çıkardım..
tamam götürürüm dedi çb..
derhal.. dedim.. 
aldılar elimin altından..
yardımcıyla el ele verip saklamışlar..
giyinme odasına..

bu yıl çok azalasım var..
o büyüyünce giyrr.. bu az kilo verince giyilir diye tuttuklarımı da yok ediyorum..
hafifleye hafifleye keyifleniyor ve utanıyorum bir yandan da..

aslında sık sık ayırırım..
özellikle de marmara üniversitesinin öğrenci butiği var.. 
onlara gönderirim.. 
ama bu yıl.. 
derine daha derine derken maden buldum..
dolaplarımın dibinde.. çelik madeni..
düşünün yani..
millet çocuğunun küçülmüş elbiselerini saklar  da kızarım..
bende cantlar direksiyonlar..

tam atıyordum..
çekirdek dedi ki.. as  duvara..
30 santim yuvarlak..
işte bundan bitmiyor bizim iş..
al eline matkabı çak as.. 
dekoratör müyüm usta mıyım evin hanımı mıyım ev hanımı mıyım belirsiz..

önce dolapları tamamen boşalttım..
üç yığına  ayırdım..  
verilecek atılacak tamir tadil edilecek 
andımız gibi ezberledik artık bunu.. her yerde var..gidecek atılacak kolay da..
tadilat zor bizim evde..
vakit mi bırakıyorlar insana..

geri kalanı dolapların içi silindikten sonra..
renk ve tür olarak sıraladım astım.. mis..
ama cümleye gelmediğini biliyorsunuz di mi..
kimi yeniden yıkandı kimi ütülendi ..olsun..
üstelik iki kapak boşa çıktı..
o da miş..

tadilatları indirdim aşağıya..dikiş makinasının yanına..
sonra duvarlara asılacakları astım.. 
neyse..
yerleştik ama bulduğum diğer gömüleri anlatsam size..
sinir olursunuz bana..

tam 24 saat sonra..
tam 24 saat sonra..
çb.. 
hbçnin boşalttığı evinde arkasında bıraktığı giysileri getireceğini söyledi..
eh iki kapak da fazlam çıkmış.. olur dedim..

dört büyük boy çöp çuvalına koymuş getirmiş..
bin yıllık kanvas pantalonlar.. giyilmiş kazaklar..mis gibi kazaklarla..
kayak takımlarıyla filan bir kokuş tepiş geldiler..

yardımcı onları büyük bir keyifle.. giyinme odasına koydu..
acele acele taşırken sanki..
sen düzelt..
beni hiçe say..
oh oldu sana der ibi bir hali var gibi geldi bana..

ayırdım 3 yığına..
gidecekler.. atılacaklar.. tadil edilecekler..
ve yıkanacaklar..
anılar bir de.. ilkokulda boyadığı tişört.. orta okul bitiminde arkadaşlarına imzalattığı tişört.. 
benim yaptığım kuzuların sessizliği maskesi.. geri gelmiş bizim eve..

takımları astım.. dolaba..
kayak takımı .. siyah takım elbise ve benzeri az kullanılanları..
kazaklar yıkandı..
bunlar ütülensin diye verdiklerim hepsi.. 
tek tek askılara asılıp giyinme odasının orasına burasına asıldı..
yardımcıda yine aynı yüz ifadesi vardı..
sanki bana öyle geldi..
haha uğraş uğraş..
düzenleyeceğim diye..
ama kurt puslu havayı sever. ben de pusu korumak için elimden geleni yapacağım der gibiydi..

olsun bu kez kararlıydım..
onları katladım..
yerleştirdim..
baktım yıkanırken lekesi çıkmayanlar var..
gideceklerin arasına  koyuverdim..
şimdi iki çöp torbası dolusu gidecekler atılacaklar var..
hayır gelen üç torba idi..
bu iş o evde yapılıverse idi..
bu eve tozu pisi gelmese idi..

olsun bu kez yenilmez bir iradem var..
söylenmeyeceğim.. yani blog hariç tabii..
buna söylenme demiyoruz di mi..
bu evde artık birikmiş hiç birşey kalmayacak..
hayır ben iyi niyet gösterip..
cantını duvara astım diye..
reva mıdır bu bana..

ama gelmeleri gerekiyordu dedi..
çb.. gözlerimi açıp bu sondur deyince..
bu eve artık bacakları olan şeyler.. (sandalye puf sehpa.. koltuk ıvır kıvır)..
geldikleri anda koyarım kapının önüne..

dedikten hemen sonra üç çöp torbası giysi..

derken..
bir baktım piyanonun yanında.. en az elli santim yüksekliğinde bir saat duruyor..
eskicide görmüş sevmiş..

bacakları yok dedi..
dalga geçerek..
giidiyor dedim..

gidiyor..
lir şeklinde.. ortada saat..
iki yanda kartal kafa ve pençeleri..
 bi de tik tak çalışıyor.. kocaman..
altın rengi..
iğrenç..

iyi zaten a.. çok beğendi dedi..
ben çok beğendim atalet hanım diye düştü ortaya bizim yardımcı
 // ona da bir kod adı bulma vakti geldi de geçiyor//..
al hemen götür dedim..
hemen götürdü..

bacaksız şeyler de gelmeyecek dedim..çbye 
gestapo subayı gibiyim..
ama hakediyorlar..

sonuç..
kurtarılmış alanımı bu sefer kaptırmayacağım.. vizit yapacağım dedim..
haftada bir gün vizit..
her dolabın üstü içi arkası yanı.. altı..
her çekmecenin dibi.. 

boşuna onca siesay izlemedik..
biliyoruz nasıl aranır..

an itibarıyle bizim ev.. bir içeri.. bir dışarı..
komedi dans ikilisi onlar dedi karga..

ben yokken eve bişeyler getiriyor çb.. saklıyor onları yardımcı..
derinlere..
binlerce kere söyledim ayol..
kullanmadığın senin değildir..

ne güzelmiş eskiden..
bir gündelik bir elegüne karşı..
o kadarmış..

gelelim askılara..
askı üretiyorum ..
dolabın içinde ahşap askı seviyorum aslında..
ama çok yer tutuyorlar..
o yüzden ince plastik askılara kılıf yapıyum..
herşeyden..
parça kumaşlardan..
eski gömleklerden..
eski yastık kılıflarından..
dönüştürmeyi seviyorum..

havlu kenarlarına örülen oyalar birikmiş evde..
hastalar getirmiş..
hiç sevmem kenarı oyalı havluları ben..
ama tam askıların boyuna uyduklarını keşfettim çok sevimli de oluyorlar..
üzerine astığın beyaz gömlek bile güzel çapkın görünüyor..
fotoğraflarını da koyuyorum da.. 
belki okurlar arsında bir delişmen vardır bencileyin..

özetle ve anlayacağınız..
bizim evde iki grup insan yaşıyor..
birincisi gerilla şeklinde ani saldırılarla eve gereksiz şeyler sokan ve onları saklayan grup..
ikincisi deli saraylı gibi askısına dantel diken grup..

onlar getiriyorsa ben de sütten çıkma ak kaşık değilim..
bin yıl önce sevdiğim bir tişört kenarı dantelini kıyamayıp atmamışım mesela..
askıya kullandım.. =P..

neyse..
pazar günü sabah bir liste yayınlamıştım..
bitirilecek iki kutunun çatlasan yarım saatlik işi var..
ama bitiremedim..
gün boyu askı kılıfı diktim..
o arada yeni bir dizi buldum onu bitirdim..
en ingilizinden en siesayından..

ben çalışırken.. çb geldi elinde bir adet saç kurutma makinesi ile..
bu ne dedim..
e bozulmuş ya evdeki..
e biz onu tamire vermiştik ya.. 
dedim ..
şüphe dolu bakışlarla..
bu sefer de işe yarar şeyler getiriyor.. arka kapıdan..

burda ay sana da yaranılmıyor derseniz vururum..
iz de delil de bırakmam ona göre..
cant dedim.. far dedim ayol daha ne diyim..

atkıyı bitirdim..
ışık kaçmıştı fotoğrafını çekmedim..
yeni ne öreceğime karar verdim..
o da önemli birşey.. vakit alıyor ne olsa.. karar..onca model arasından..
bir kaç modeli birleştireceğim..
son aldığım iki yumak kış renklerini uygun yeşille salaş açık saçık bir hırkaya çevireceğim..

şaka bir yana..
oyshoda pijama üstüne giymek için hırkalar satıyorlar..
nefisler.. pijama üzerine değil ama dışarıya giymek için çok uygunlar..
örmeye de uygunlar..
modelin ana temasını ondan ilham aldım..

kırmızı zaman isimli kitabı bitirdim..
kitaplık kurduna ekleyeceğim ..

yavaş ve emin adımlarla ilerliyorum..
bu evde artık kenar köşede sır dolu yerler kalmayacak..

feng shui cini kaçtı içime.. çarpabilirim her an herkesi..

not şu ana kadar bitenler..
bahçe.. ön ve arka.. banyo yatak odası çekirdeğin odası..
giyinme odası..
yaşam alanı ( bir koltuk var acilen armutluya gitmesi gereken../ bir tablo var çakılması gereken/ )
konuk tuvaleti.. (bir rafı var çakılıyordu tam//
 deliklerden birinin yeterince derin olmadığı anlaşıldı bir kaldı pir kaldı..)

ve buduar .. şu anda yukarılardan alınan herşey oraya indirildi.. ordan dağıtılacak.. o yüzen bir depo karışıklığında..

fena değil..
bu kez.. fotoğraflarını çekiyorum biten yerlerin..
vizitlerde kullanmak üzere.. =)..
ama siz öyle yaptınız atalet hanığğğm denmesin diye..
bir de etiketlenmesi gereken şeyler var kutudur çekmecedir..
onlar var yapılacak..

eve yeni ve beter bişeyler getirilmez ise.. tabii..

unutma blog bir kez eve gelip koca bir kahverengi kanape..
bir kez de simsiyah bir piyano nedeniyle..
dekor düzmen gerekti..
deli gibi..
yeter artık ama..

gelene dur diyeceğim..
gidene dur demesem de....




10.10.2012

patinler patineler.. zaman.. eskirken güzelleşmek ve yeni bir yazar hakkında..

bugün on ekim...
mevsimin ilk mandalinasını getirdiler öğle yemeğinde..
daha bodrum mandalinaları dallarında sararmamış..
artık kükürtle mi sarartıldı ne oldu bilmem..
ama çok güzel görünüyorlar..



bir yazı okudum geçenlerde bir dergide..
kestim sayfayı..
zira konusu patin patin patine..
"arada bir aklıma takılıyor.. dergilere bakarken.. özellikle fransız ve ingiliz dergilerine bakarken .. neden bu denli yalın işler yapamıyoruz..
fotoğrafta gördüğüm iki bilemedin üç parça mobilya.. onlar da çok bağıran cinsten değil üstelik.. belki bir parça da halı.. iyi bir vazo.. güzel çiçekler.. gördüğüm gerçekten bu kadar..
evet kimi zaman duvardaki iyi bir resim işi değiştiriyor.. bazen de halı çok özel bir parça olabiliyor ama yine de toplamı değiştiren başka birşey".. diye başlamış yazı..
yazan ise emre özgüder.. bir mimar.. iç mimari ile uğraşıyor.. dekorasyon dergilerinde ev halleriyle ilgili yazılar yazıyor hatta bir de romanı var..
aşkın merkezine seyahat diye ki ben okumadım ayıbımdır..
varlığını bile yeni keşfettim.. mazeretimdir..
en kısa zamanda alıp okuyacağım..
"ruh ve ev hallerimiz arasında kopmaz ve dolaysız  bir ilişki olduğu tezinden yola çıkıyor.."diyor tanıtım yazısı..

özgeçmişinde.. "tasarımda anlam bilim" doktorası da olan biri..

yazıya devam edeceğim..
"iyi bir eski ahşap parkenin üzerine ne koyarsanız koyun toplam duygusu.. doğal olarak bizim bütçelerimizin elverdiği taklit bir parkenin yani "güya eskitilmiş" olanın üstüne konduğundan farklı oluyor..
diyor ve devam ediyor..
"zaman önemli bir etkendir.. her ne teknoloji kullanırsanız kullanın.. bir şeyin gerçek zamanla eskimesiyle kısa zamanda eskitilmesi arasındaki fark hep belli olur.. ve biz kentli ölümlülerin buna yetecek zamanı yoktur..zaman biz ölümlüler için belki de baş edilmez  tek konudur..
başetme şeklimiz.. konduğu yerde çok zaman geçirmiş gibi görünen parkeler ve acılarımızı unutturan .. sanki aradan çok zaman geçmiş gibi hissetmemizi sağlayan ilaçlar bulmaktan öteye gitmez..
bir haftada gidilecek yere bir saatte gitmek.. bir ömre yetecek kadar çok yer gezebilmek.. yazın ortasında kayak yapabilmek.. ve en az elli yıllıkmış gibi rol kesen parkelerde dolaşabilmek.. bunlar paramızın yettiği kısım..
aslında temel arzumuz.. zamanın ne kadar hızla akabileceğine karar vermek..
peşinatını verdiğiniz inşaatın hemen bitmesini istersiniz.. ama bittiğinde elli yıllık gibi görünmesini de istersiniz..
yaşam birden çok kalabalık iş çıkışı trafiğine sahip bir zaman tüeline dönüşmeye başlar.." diyor..

özenilmiş ya da özlenilmiş zamanların eşyaya yansımış hali..

yabancı dergideki fotoğrafa geri dönerek.. oradaki ışığı pencerelerin ve tavanların özelliklerini anlatıp sonra..
"gördüğüm zamanın tam da hakkıyla aktığında ortaya çıkabilecek bir şey.. ne hızlı ne de yavaş.. yani bizim istediğimiz gibi değil.. kendi bildiği gibi ve doğru olduğu gibi.. " diyor..

"anneannemizin evini hiç bir zaman geri getiremeyeceğiz.. çünkü o evde insanlar birbirlerine hanım ve bey diye hitap ediyorlardı.. sokaktan yoğurtçu geçiyordu.. yalova uzak bir yerdi.. gardropta ceketlerin içinde yelekleri vardı.. belki de esas özenmemiz gereken o eski ahşap yer değil..belki de asıl örnek almamız gereken o zamanın saygısıdır.."  demiş...ki burada bir soluklanmalı..
herkesin anneannesinin eşi yelekli takım elbise giyer miydi diye..
kentli sözcüğü ne kadan gerçek tanımında kullanılıyor bir istanbullu bir ankaralı için diye..

bir romanda köşesini kıvırdığım bir bölümdü ara ara da bahsederim..
"anima mundi" de susanna tamaro bir yaşlı kurt yazarı betimlerken adamın kolları delinmiş kaşmir kazağına.. ayak ayak üzerine attığında tabanındaki incelme kimbilir belki de delik görünen gucci ayakkabılarını anlatır ince ince.. yazara tanıştırılmaya götürülen genç ve fakir yazar buna pek şaşırır da..
onu oraya götüren arkadaşı..
o deliklerin yüylenmelerin açılımını özetler ona..
"o kadar uzun zamandan beri zenginim ki..böyle güzel ve pahalı şeyleri eskitebildim.. "

var mı ki emre özgüderin dedikleriyle bir koşutluk var bence..
mesaj olarak verilmeye çalışıldığında..
bunun nedeni..
etraftaki herkesin biraz geçmişsiz.. ya da özenle yeniden oluşturulmuş bir geçmişinin olması..

bir kadınla yemek yerken..
bana.. ben dünü düşünmem.. bugünü de düşünmem.. ben hep yarını düşünürüm demişti..
başarılı girişken (belki biraz fazla) biriydi.. hırslı ve her an yeni hırslar geliştiren..
iyi tarafı bunların gerçekleşmesi için emekten kaçınmamasıydı..

yine de bu cümle bence aramızdaki farkı işaret eden tabela idi..
bu yüzden tanış.. arkadaş olup asla dost olamamıştık..
ertesi gün tesdüf bir ortak tanıdığımız bir xy ile beraberdim..
bu cümleden söz edince..
"o geçmişi düşünmez tabi.. düşünecek fazla birşey özlenecek fazla bir ayrıntısı yok " demişti bana..

aşağılamak ya da küçültmek değil..
amacım..
ama kültür dediğini alamıyorsun işte para ile ve bir ömür yetmiyor onu oluşturmaya..
ömürler nesiller biriktirip cilalayıp püzülerini alıp patin patin patine ediyorlar da..
özler değerler hep beraber kaynayıp karışıp katışıyor da çıkıyor..
ben nasıl bir nesilde ya da bir anda diyarbakırlı olamazsam.. diyarbakırlı da istanbullu olamıyor..
kırsal kentli olamıyor..
kentli de kırsallaşamıyor tam olarak..

burda gene emre'ye bırakıyorum sözü..
"belki de aha çok paramızın yetmeyeceği şeylere özenmemiz gerekiyordur..
sanıyorum hepimiz giydiklerimizin .. gittiğimiz yerlerin.. kulllandığımız arabaların.. üstüne bastığımız parkenin faturasının toplamından daha farklı bir değere sahibiz.. üstelik hiç bir bedeli olmayan bir değer var elimizde.. şimdiki zaman.. bununla yaşamaktan mutlu olmaya başlayacağımız ana kadar yapacağımız herşeyin haddinden fazla bedeli olacak"...

farklı olduğumuz kesin..
hatta her evde farklı farklıyız bile denebilir..

bu arada bu yazı uzar gider de..
bu konuyla bağlayasım var.. anima mundiden söz ettim tod'slarını eskiten delik deşik eden çekirdeğe..
yüzüme baktı..
"aman anne tod's.. dedi.. "..

ben patin patinlere devam edeceğim..
çünkü onları patine etme sürecini seviyorum..
zaten eski eşyayı güzelleştirip kullanmayı da..
kimisi..
bu hafta sonu kapıdan uğrayıp..
hiç bir değişiklik görebilemeyen ve beni üzmemek için.. güzel olmuş diyen kadın gibi hiç anlamıyor.
ama zaten onun oğlu da..
-bak bunları hep atalet boyamış..dediğnde annesine..
-niye yapıyor ki böyle bir şey demişti..

demem o ki..
insana dair herşey..
evi ve kullandığı nesneler ve düşünceleri..ve zaman söz konusu olunca ..
zevkli ve keyifli ve bu nedenle.. atalette söz edilesi oluyor..
pese: diyarbakır şehrini örnekte kullanma nedenim.. öz ve be öz diyarbakır doğumlu olmam.. tesadüfen de olsa.. doğdum kaçtım durumum da olsa..  diyarbakırlıyım.. istanbullulukla kıyaslarken kendi şehrimi örneklersem vay sen ne demek istiyorsunsu tepkilere yol açmam diye ummamdı..

pese iki..
havaların serinlemesi ve bitiremediklerimi bitirmiş olmamdan sanırım bir muzurluk var üzerimde..
o yüzden bu da son foto..

hayıııır.. 

27.09.2012

hep internettesin deme .. kuruma bekliyorum.. moladayım..



evet hızlı ilerletiyorum günü..
şimdi bir yapılmış daha..
bütün amacım.. kitaplığın etrafında bir yaşam alanı oluşturmak..
o yüzden herşey rötuşlanıyor.. yer değiştiriyor..
yeniden kullanılıyor..

şu tahta sini ayakları vardır hani..
katlanır kapanır..
yazlıkta bir adet türk odası ama kilimsiz kilim desensiz daha çok fransızın türk odası yapmışı gibi..
işte orada bir baş ucu komodini..
bu ayak ve üzerinde bir adet dekupajlanmış sini vardı..
gereksiz bir şekilde..
mekan değiştirip gelmiş 21liğin evine..
o da nefret etmiş..
tıkmış dolabının arkasına..
aldım geldim..
atılmadan önce bir şans verdim..
greige yaptım.. beyazla patineledim..
dolabın arkasına koydum ben de sonra şunları görmeye başladım..





ve fikrim geldi..

karısını pikniğe götürmeden duramayan sevgili marangozumdan yuvarlak bir medefe kesmesini istedin kenarını da frezelemesini..
ben freze diyemedim tabii.. sadece tarif etmeye çalıştım..
beceremeyince gösterdim bi örnek..
kenarı azıcık süslenmiş oldu böylece..

boyası bildiğin gibi artık sevgili okur..
önce bi kat beyaz .. sonra iki kat greige ev yapımı kireç boyası..
zımpara..

yeni buluşum sevgili balmumu cilayı kullanacağım heyecanlıyım..
derken aklıma gene birşey geldi..
hem burası tarif veren bir blog..

kabartmalar istiyordum üzerinde..
ahşap macunu..
bin yıllık bir kalıp ve dil basacağı ile motif yaptım.. onu anlatacağım..
neden dil basacağı.. ille şart mıdır dersen..
değildir..
elimde o vardı.. sen dilersen bıçak kullan dilersen tarihi geçmiş kredi kartı..

stencil dedikleri plastiğe oyulmuş desen kalıpları gerekiyor..
eğer yoksa.. ne gam..
al eline bir eski naylon dosya..
şeffaf kapağına çiz bir desen kes..
istersen tırnak makasıyla istersen..
maket bıçağıyla..
daha güzeli var ama..
istersen al bir havye yapı marketten..
onunla kes.. oy çıkar..

bunlar benim eski kalıplarım..



ben bunu yıllar önce bir komodin için yapmıştım..tırnak makası ile..
acemilik dönemi çalışmalarımdan..
saime hanımın motiflerinden biridir..


yeni buldum bu macunu..
ufak bir kutuda ve çok ucuz 3 yetele civarında fiyatı..
kurusa da üzülmem anlayacağın.. 
malzemeyi bitiremeyip çöp yapmak 
amatör kraftçının kaderi..


ahşap macununu dil basacağı yardımı ile sür kalıbın üzerine..
biraz pasta kreması sürmeye benziyor..
gayet kolay..


çok mükemmel olması gerekmiyor.. ufak tefek pürüzler karakter veriyor..
hem güzel olmak için mükemmel olması gerekmiyor..


sonra kalıbını hemen kaldır..
bekleme.. kurumasın..

ben göz kararı devam ettim yuvarlağın çevresine..
sen dilersen ölç biç yerleştir..
benim gözün tek tel iplik sayar..
uzaktan mesafe kestirmem pek keskindir..
talimliyim..

saime hanım yarım santimi sıfır dört milimi göz kararı bilirdi..
ne olsa nakış hocası..
ben de hırs yaptım..
kastım..
milim şaşarım ama iki milim şaşmam açıkçası..
=)


bak nasıl bir güzellik yarattın..
hala heveslenmedin mi ey okur..
bir tepsime bir vazoma ya da dur şu çukulata kutusuna bir harf bir desen bir motif koyayım demedin mi..

bak bir daha bak..



yesss oui...si.. pek ala....
şimdi bu kererken ben gidip bişiler daha üreteceğim..
maratondayım evet.







üç gün.. bitirilmeyen her şeyin bitirileceği üç günlük maraton ve martılar da olacak etrafımda..


hep üç günüm olsa deyip duruyorum..
işte tam zamanı geldi okullar açık.. ev boş..
hava limonata..
yardımcı tam zamanlı benimle..

başlanmış bitirilecekleri bitirme maratonuna kalkıştım..

ne bitmez işin var demeyin..
bittiği anda yenilerini çıkarmayı başarıyorum ben..
ama bunlar gerçekten uzun zamandır sürünen girişimler..

efenim burası benim sorunlu köşem..



kapıdan girer girmez göze ilk görünen köşelerden biri..
bu fotoğraf sorun büyük ölçüde giderildikten sonra çekildiğinden kabul edilebilir görünüyor..
ama değildi.. 

aslında burada kocaman bir kolon vardı..
daha doğrusu biz kolon sanmıştık.. 
merdiveni taşıyan kolon..

değilmiş..
evin tadilatı sırasında bunun böyle tuhaf bir girintili alan olduğu çıktı ortaya..
alçıpanla kolonlaştırılmış..
kimileri bu girintinin altına bir kapak takıp üzerine bir raf koyup dolabımsı bir alan oluşturmuş..
ben açık kalsın da belki içine raf takar ve kitaplık ya da dekoratif alan gibi kullanırım demiştim..

olamadı..
zira tesisatçı
elektrik düğmesini hanyaya ama telefon adsl ve priz kombinini konyaya gayet garip bir açıya..
ne yere ne göğe koyduğundan..
salkım saçak kabloları saklayacağım diye .. önüne dolap..
çekmeceli komodin..
efenim yuvarlak masa neviinden bi sürü kamuflaj koydum..
tadilat yapıldı evet..
ve ancak denetlenecek onca şey olunca bazı saçma şeyler kaçmış gözümden işte..
oysa takığımdır kabloymuş prizmiş gibi şeylere..

ve tadilat.. çatı kaldırma dahil..
altı ay sürünce..
artık ay bu da olmamış meğer hadi kırıp yerini değiştirelim diyemedim..
o zamanlar sk şimdi çb olan aslan burcu kişisi..
elini atalete bulamasın diye..

geçenlerde yaptığım hokkalığı anımsıyor musunuz..
hani anlatmıştım..
o aslında bir köşeye asılmak üzere yaptırılmıştı ben arkasını kestirdim demiştim..
işte bizim marangoz..
ki bu pazar günü karımı pikniğe götürmezsem beni öldürür diyen..
saygı duyulası erkek kişidir aynı zamanda..
"siz bununla da kesin bir şey yaparsınız" diyerek arkadan çıkan üçgeni bana vermişti..

üçgen bana ve ben de üçgene baktım..
sonra aldım elime greige ev yapımı kireç boyamı..
sürdüm..
patineledim..
iki L demir aracılığı ile onu bu sorunlu salkım saçak kablo köşesine çaktım..
kablolar arkada kaldı.. priz de..

bu kablo saklama konusu aslında başlı başına bir konu.. bence..
pinterest'te o yüzden bir sürü iyi fikir raptiyeledim..
saklanacak çok kablo var bu evde..

dönüştürülüp yeniden amaçlandırılmış rafım tam en boy ve işlev olarak bana göreydi..
bu cümlede bir muzur hava var ama neyse artık..

yandan üçgen bir açıklığı var.. ordan bir kısım kablo ısrarla görünmeyi sürdürüyor..
ama ona bir çözüm ürettim.. bir sonraki yazıda..

bugün..


sorun bu.. 
çirkin ama vazgeçilmez..
beni size sizi bana buluşturan yararlı cihaz..
çok çirkin hem de..

o zaman napıyoruz..
aklımızı kullanıyoruz..
en çok ne severim ben..
kitap..
heryere yakışan nedir..
kitap..


greige'e ne yakışır.. gri..
atalete??
eski kitap.. zamanın izlerini taşıyan ..


kitabın iç sayfalarını dikkatlice çıkarıyoruz.. güzel iç ilksayfaları bırakıyoruz ama..
benim kitabın içi.. zaten çıkmıştı..
ama siz.. maket bıçağıyla dikkatlice ayırabilirsiniz..


hani nerde çirkin cihaz..
yok..
kitabın arasında duruyor..
antenleri görünüyor gerçi ama o kadar rahatsız edici değil..


sorunlu köşe artık bence.. güzel bir köşe oldu..
kitabın üzerine iki kitap daha koydum.. daha doğrusu en üstteki yine bir kitap kabı yeniden kullanımı..
o bir not defteri..

dur hatta onun da yapılışını hatırlatayım ..
nasıldı diyorsan ey okur ( diyesim geldi napayım.. ahmet rasimliğim tuttu gene)



son bir foto..
internet iletişimi kadar..
yazılı kağıtlı iletişimi de önemsemek gerek..
bu da metkupluğum olsun dedim..
hiç kullanmadığım gümüş kaplama  bir ekmek dilimi tutucuyu
ekledim.. arasında zarflar düzgün duruyor..
zarflar dekor değil..
en önde  bu hafta sonu gideceğim klasik müzik konseri ve kokteylinin davetiyesi duruyor..
onun arkasında ise.. niagara şelalelerine gezmeye giden amerikalı arkadaşımın..
"seni düşündüm" diye attığı kart..
şıkım evet.. ve havalıyım da.. biliyorum..
=)

şimdi bir de kalemlik bulup eklemeli buraya en dönüştürülmüş.. 
amaç dışı kullanılmışından.. 

belki bir de eski tarz telefon edinirim kim bilir.. =)


22.09.2012

bir pufun dönüşümü... canıtın yoktu evde fotoğrafa giremedi..


yıllar önce bir yazlık maceramız olmuştu..
uzun bir hikayedir.. ama iki çift.. bir evi ortak kullanmıştık..
zira aynı yörede bitmesi gerekip de bitemeyen evlerimiz vardı..
her ikimiz de taşınıyorduk.
ve evlerimizde bitmemiş yazlıklar için ayrılmış alınmış eşyalar vardı..
onları kedi eniği gibi ev ev taşımamak için..
ortak bir ev tuttuk aynı yazlık bölgede..
böylece..
ilerde evlerimize kolayca taşınacaktık..
ve ikimiz birleşince ancak bir evi döşeyebiliyorduk.. =)
işte bu çiftten erkek olanı..
çok eski eşyalara sahipti..
zarif kadınsı eşyaları vardı..
annesinden kalma..
eşi ise.. yeni yeni yeni alınsın kullanılsın merakında idi..
anlamıyordu eşyadan..
o yüzden bana verdi eşyaları.. erkek olan..
ben de onları ozamanlar acemice ..
dönüştürüp kullandım..
derken ..
erkenden hayata veda etti..
çok talihsiz şartlarda..
geride üç yaşında kızını ve eşini bıraktı..
geri ister mi diye sordum eşe..
zamanı gelince..
belki kızı babasının eşyalarını ister diye..
hayır dedi kadın yeni yeni yeni istiyorum..
böylece anı meraklısı ben ..
çevrenin arşivcisi ben tuttum onları..
baktım. kullandım ve sevdim..

bu pufçuk..
yazlıktan geri getirildi eve..
greige (gri-bej).. sevdamla beraber..



eskiden lacivert beyazdı. bir yazlık eve uygun..


yeniden şekillendirmek için söktüğümde..
alttan çıkan mercan rengi kumaş da.. anılarımı canlardırdı..
o yazlık macerasını yaşadığımız yıl..
geçici olarak yaşadığım tepedeki evde..
oturma odasında kullandığım hali..
unutmuşum.. 
o oda meksika havasında idi..
hamzagilden almıştım bu tondaki keten kumaşları..
ama çocuklu ev sonunda..
pek kirlenip çoktan.. değiştirildiler bile..


hep merak ederdim.. bu yaylı mobilyaların içini..
mesela kanapelere yatarsan yayları kayar derdi annem..
o yaylar nasıl kayardı ki..
kat kat soydum pufu.. aklımda tutarak.. katları..
döşemelik kumaş..
altında yün dolgu..
altında samanlar..
altında bu çuval çıktı..


önce sökmedim ve boyadım..
altta lacivert yağlıboya vardı..
üzerine doğrudan.. artık ezberlediğiniz ev yapımı kireç boyasını kullandım..
duvarlarda kullandığım keten renginden gribej renkten bir ölçü.. bir ölçü su ve üç kaşık alçı..
pürüzsüz hale gelene kadar karıştır..
ince katlar halinde sür..
üç kat tam olarak örttü laciverdi..
sonra zımparaladım.. alttan yer yer lacivert çıkana kadar..
yer yer de ahşabın kendisi..
hoşuma gidene kadar devam ettim..
pürüzsüz yumuşacık bir yüzey oluşunca..
akrilik vernik..
iki kat..

geçenlerde bir okurum sormuş yeni verniğin adı ne diye..
onu da bu yazıya ekleyeyim..

akrilik vernik diye aramak gerek..
büyük nalburlarda var..
şeffaf renksiz ve saten ışıltısında. 

çuval bazı yerlerinden dikilmişti..
o yüzden sökmesem dedim ve boyadım o haliyle..
derken sökmeye karar verdim zira çok kirli ve kokulu idi..


iyi ki sökmüşüm.. bu etiket çıktı dikili katlardan birinin altından..
googla sordum.. polonyada bir şehir adı bu.. tomaszowski..
demek çuval bezi polonyadan geliyormuş o zamanlar.. yoksa pufun kendisi mi?? 
ama o zaman akşaba vurulmuş olurdu bu puf..


gerçekten kirliydi.. üstü kadar altı da..
yayların bıraktığı izlere bakın..


bu arada yayların nasıl olduğunu anladım..
toplam dört yay var..
ahşap karkasa bir ip çivilenmiş..
o ip.. her yaydan geçip.. karşı kenara çivileniyor.. iki sıra.. önden arkaya.. iki..
sağdan sola iki defa sabitleniyor..
ayrıca çaprazlamasına da sabitleniyor..
böylece kaymıyorlar.. demek ki kanapelerde bu daha fazla yay daha fazla bağlantı demek..
böylece.. üzerine yatıp da.. yatay yük uyguladığında.. yaylar sağa sola devriliyor..
bu pufu da açtığımda yayların bazı iplerinin gevşediğini farkettim..
o nedenle ben de yeni iplerle onu sabitledim..
bu sefer daha profesyonel bir döşemecilik yapmaktayım..

bütün tozu pisi elektrik süpürgesiyle aldıktan sonra..
katlarımı yeniden oluşturdum..


bir kat çuval yerine keten..


saman yerine elyaf..
dolgu yünü yerine.. evdeki fazla bir yastık..=)..
sonra temiz işçilik için mermerşahi..ile tümünü yeniden kapladım..


boyayı eskittim elbet..
alttan yer yer ahşap..
yeryer.. laciverti çıkardım..
geçmiş.. biraz görünmeli kenardan sağdan soldan..
atalet için..
böyle..
yeni yeni yeni istiyorum demiyorum ben çünkü..


kitaplığın önüne çok yakıştı.. kitabım kahvem..
pufum..

kabaralarım bile var.. =)..
gümüş rengi kabaralar.. heryerini kaplamaya yetmediler.. 
yeniden almam gerekiyor..
boydan boya çakıltıktan sonra..
bir de gümüş rengi bir fikir getirdi aklıma..
boyalı alanlara da ufak gümüş dokunuşlar..
ne olsa eskici kraftçı olarak..
rub and buff yani sür ve parlat denilen cinsten bir tüp parmak boyam olduğunu anımsadım..
demek ki..
yeterince şık yoktur.. her an daha şık ve süslü olunabilir dedim..
 ama şimdilik ufak bir molayı hakettim ben de..



18.09.2012

liste.. karatahta ve kraft sohbeti..

son yayınımın tarihi.. beş ağustos..
peki ben hiç birşey yapmadım mı..
eh yaptım elbet..

ama hep kaçrarken ve göçerken ve o nedenle burası da alışıldık bir kraft bloğu olamıyor..

bugün neler yaptığımı listeleyeyim..
sonra da..
açıklamalarımı yazarım..

boya yapıldıktan sonrasında kalmıştık..
kahverengi kanapeyi atışımdan bahsetmiştim..


1- girişteki sigorta kutusu.. koblolu yayın tefon ve diğerlerinin kutularını kamufle etmek için bir proje..
bir raf.. ve art ve kraft sergisine dönüştü..o duvar..
2- eskitilmiş ayna.. yok karatahta yapmayı düşündüğüm çerçeve ayna çerçevesi oldu.. uzun bir öyküye sahip masa iki masaya dönüştü.. biri antredeki kalorifri kamufle ediyor..
diğeri yaşam alanında dresuar taklidi yapıyor..
3.araya sokuşturulan üç çay kutusu boyandı.. =P..
4- bir puf.. çok sevgili çok sakin yumuşak huylu bir dostumdan anı kalan.. bir puf.. yenilenmeye başladı..
3- mutfakta da değişimler oluyor..
4-çekirdeğin odasında değişimler oluyor gene annesi gibi.. huzursuz ruh.. hiç durmadan değişim geçiriyor yaşam alanı..
5- televizyon alanında değişim oluyor..
az sonra yeni ve değişik fikirlerle.. ve belki de işinize yarayabilecek tariflerle ..

bir kraft diyaloğu..
ç- bunu sen mi yaptın.. elinde karatahta boyasıyla boyanmış küreyi tutuyor..
a-evet..
ç-çok güzel olmuş.. bana da öğret..
a-sen mi yapacaksın..
ç-evet sen yaptıysan ben de yaparım..
a-pekala.. bir ölçü boya.. istediğin renk.. bir ölçü su.. üç tepeleme kaşık alçı ( ya da derz demedim derzi nerden bilsin)..
ç-gözlerini açarak.. korkutucusun biliyor musun..
a-haha neden bir anda tarif verdiğim için mi..
ç-evet..
a-  aslında korkutucu olan eskiden karatahtayı öğretmenlerin boyaması.. sınıfta soba.. is ordan.. bir de yumurta akı.. onu da öğrencilerden isterlermiş..

bu noktada sıkılmış.. küreyi bırakmış.. ve gitmişti.. çoktan..
........................



-